Başlangıç / Makaleler / Tel Makası

Tel Makası

nhtk

Nihat Kırmızı
Gifder Kurucu Başkanı

İnsanoğlu tabiatı gereği bilmediği şeyden ya korkar ya da nefret eder. Değişim mefhumu da değişimi tetikleyen insan ve olaylar da nefret edilenler kategorisi içerisinde değerlendirilebilirler. Girişimcilik doğası gereği çok kapsamlı bir kelimedir ve girişimci insan günümüzde yansıtıldığı gibi illaki işletme ve kar odaklı bir insan değildir. Girişimcilik mefhumu askeri, siyasi, sosyal, kültürel ve iktisadî olarak geniş bir yelpaze içerisinde farklı misyonlar yüklenir. Sözgelimi kategorik anlamda bilinen en mühim girişimciler olan ortaçağ kâşiflerinin yaptıkları coğrafi keşifler, iktisadi olduğu kadar sosyal, kültürel ve siyasi değişimlerin de tetikleyicisi olmuşlardır. Bu kâşifler en büyük özellikleri olan merak dürtüleri ile değişim dalgalarının önünü açmışlardır.

Peki, ama girişimin tetiklediği değişim mefhumu herkesçe makbul bir olgu mudur?  Sosyologlar ve psikologlar insanoğlunun tabiatı gereği bilmediği bir şeyle karşılaştığında ya korktuğunu ya da çekingen davrandığını belirtirler. Maalesef bu korku ya da çekingenlik güdüsü olası bir değişimin önündeki en büyük direnç noktalarından birisi haline gelir. Çünkü değişime yönelik korku kökenli direnç bir süre sonra mutasyona uğrayarak nefret duygusuna evrilir ve maalesef nefret korkuya nazaran çok daha çabuk taraftar toplar. Bu da değişimin önündeki en büyük engellerden biri haline gelir.

Yukarıda benim yaptığım gibi durum tespiti yapmak çoğumuzun en keyif duyduğu işlerden biridir. Tespiti kuvvetlendiren ise tedavi yöntemidir, reçetedir. Aslında reçete bellidir. Belki çok klişe bir tanımlama ama eğitim hakikaten her şeyin başı. Bir evlat ile babanın ilişkisinde dahi bunu somut hale geldiğini görebiliriz. Sebebi ne olursa olsun baba ‘’korkma’’ dediğinde evladın korkusu ya geçer ya da azalır çünkü baba ‘güven’dir ve evladına aşıladığı güven duygusu aile içi bir eğitimin sonucudur. Değişime karşı güven dolu bireylerin hatta değişimi tetikleyecek donanımlı bireylerin oluşması ancak bu yönde bir eğitimle mümkündür.

Türk edebiyat tarihinde ailesi ile alakalı birkaç kitap ile kendine yer bulan Şakir Paşanın torunlarından Nermidil Erner Binark’ın yazdığı ‘Şakir Paşa Köşkü’ isimli çok hoş bir kitap vardır. Kitabın 56. sayfasında Teşkilatı Mahsusa başkanlığı ve Bağdat Valiliği de yapmış olan Irak Cephesi kumandanı Süleyman Askeri Bey’in yaralı olmasına rağmen İngilizlere esir düşmemek için nasıl  intihar ettiği nakledilir.

Süleyman Askeri Bey Teşkilatı Mahsusa da vaktiyle beraber çalıştığı arkadaşları ve ülkenin muhtelif yerlerinden gelen gönüllülerden teşkil edilen “Osmancık” isimli fedai taburu ile Basra’yı korumak vazifesini alır. Bu taburdaki her bir asker idealist, cesur ve usta birer savaşçıdır. İran’ın Ehvaz şehrini ele geçiren, Abadan’daki İngilizlerin kontrolündeki petrol kuyularını ateşe veren Irak cephesi kumandanı Süleyman Askeri Basra da Bercisiye bataklıklarında İngilizleri çembere almışken tel kesici makası olmadığı için bataklıkta boğulan eratın acısına dayanamayıp intihar etmiştir.

Bu hikâyenin anafikri, Süleyman Askeri Bey’in idealizmi değildir. Askeri anlamda etrafına kendi gibi gönüllüler toplayabilecek kadar girişimci bir ruha sahip olması da değildir. Tüm bu girişimci ve idealist tavrına ve donanımına rağmen bir tel makası yüzünden Bercisiye bataklığına saplanmasıdır.

Yazımın özeti ise şudur;

askeri, siyasi, sosyal, kültürel yahut iktisadî hangi alanda olursa olsun bu ülkenin donanımlı, idealist ve girişimci çocukları hedeflerine ulaşma yolunda asla böylesi çaresizlik bataklıklarına düşmemeli…

Son sözüm metafor yağmuruna dönüşsün;

İdealizmi ve girişimciliği kendisine düstur edinmiş Gifder taburları ellerinde tel makasları ile dikenli tellere takılmadan hedefine yürüyecektir inşallah…